31 Aralık 2009 Perşembe

2009'a Güzelleme

2009 bitiyor
hatta bitti dahi demek mümkün...
Nasıl yani yaaaaa..
Daha dün değil miydi "aaaaa millenium geliyor
bilgisayarlar çöker mi
eyvah 2000"
dediğimiz günler
10. senesine mi dönüyoruz 2000'lerin
eeeee yaşlanıyor muyum şimdi ben.....

neler yaptım 2009'da?
gerçekten kötü -ama öyle böyle kötü değil bildiğin berbat- geçen 2007-2008 den sonra
2009'da da oldu elbette sıkıntılar
lakin
geriye dönüp göz attığımda -her şeye, siyasi anlamdaki kötü gidişe rağmen- benim için hiç de fena geçmemiş 2009 yılı
kendisini kocaaaaaman bir teşekkürle uğurlayacağım sanırım bu gece saatler 24'ü vurduğu vakit....

kimi olumsuzlukları -mesela Marmariste kızım kuzumun kesilen ayağı ya da benim yazın geçmek bilmeyen 5 günlük migren krzimin ardından hortlayan vertigom ve Bodrum klasiği olarak oradayken aynı anda aynı gözümde çıkartmayı başardığım uçuk ve üveyiti bir yana ayırırsak- aklımda kalanlar genel anlamda güzel anılar....

Mesela 2009 yazı süper bir sürü tatil geçirdiğim bir yaz olarak kazındı anı köşesine beynimdeki
Alanya -31 yıllık Canımıniçi candostum ve kızı ile muhteşem 4'lü olarak
Marmaris Büücüm-Capaonum ve Canım annemle 
Kumbağ - tanıdığım evsahipleri içinde süperlikte liste başına oynayan Canım Kuzenimin evinde şımartılarak 
Bodrum - bitanem ablam, geniş gönüllü güleryüzlü eniştem ve dünya yakışıklısı yeğenimin -her sene gidip yayıldığımız- evlerinde yayılarak ...
ee yuh daha ne olsun..
öyle bölük pörçük gidince sanki bütün yaz tatil yapmışım hissine kapıldım , pek güzel oldu...

Haa bi de bir dönüm noktası oldu 2009 yazı, kendimi revize etme anlamında... kokoş kadın imajına dönüş, kargo pantolonlar, spor ayakkabılar, salaş botları -en azından bir süreliğine - kenara ayırıp seksi şempanze, ful makyaj tarzı
Her ne kadar ardımdan yapılan dedikodular "hmmmm bunun kocasıyla sorunu var, süslenir oldu bu aralar" cümlesinin bin türlü versiyonunu içerse de
Bu tarz değişikliğime imza atan kişi bizzat Büü'dür aslında....
Dedikodumu yapan kesim ne blogumu biliiiiir, ne beni okur
lakin
hani olur da bir yanlışlık sonucu düşerse yolları bu sayfaya
ne büyük hayal kırıklığı olacak kendilerine
tüh :)
Yani sevgili eşimin yoğun desteği, alışveriş konusundaki haydi al al al tezahüratları sayesindeeee
Ben Bir Kokoşum Artıııııkkkkkk...

E valla iyi böyle

Ha zayıflamamış olsaaaam, değil Büü feriştahı gelse vız gelir tırıs giderdi... Tombik ve kokoş benim kitapta aynı cümle içinde kullanılamıyor ne yazık ki...
Ha hem tombik hem kokoş olanlar yok mudur...
Vardır
da
ben yapamıyorum
.
.
.

Eeee ne var
Tarzım diil
Bu da benim takıntım
olamaz mı....
obsesif kompalsif bozukluk var bende konu kilo olduğunda nooolmuş...

neyse
çözdüm bu konuyu ben

valla çözdüm
kimse inanamasa da
yılların çabası meyve verdi
dengede tutabildiğim
hem de kendimi dana gibi hissetmediğim bir kilom var artık
yaa

evet mevzuuu ben isem hakikaten şaşırtıcı bu

eee hayat süprizlerle dolu....


Neyse ne diyodum
haa 2009
Hamile kalışımın akabinde ara verip 5 yıldır "seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" diyebildiğimiz eşli danslara -Büü nün iş yoğunluğu nuhalefetiyle çok yoğun olamasa da- dönüş yapmak..
tekrar o muhteşem latin ezgileriyle salınmanın verdiği doyumsuz zevki yaşamak da var 2009 senesinde

e dedim ya

hayat süprizlerle dolu diye

2009 'da işte böyle
aklıma hayalime gelmeyecek süprizler getirip rengarenge boyadı günlerimi....
boz bulanık griler arkada kaldı...
dönüp bakıyorum da şimdi içinde bulunduğum pembeler, morlar, kırmızılar, yeşiller, maviler, fuşyalar, turkuazlar arasından geçmişteki griler
böööö
ne fena

yok caaaanım
severim griyi renk olarak
ama hayatı boyayan renk oldu mu
bünyemde bulantı yapıyo....
yapmaması tuhaf zaten :)

bu 2009 denen kerata
üstüne bi de hamile 3 tane candost olarak yer edecek tarihte....

çok sevdiğim
çok değer verdiğim
3 harika insan
2 erkek 1 kız mucizeler taşıyorlar içlerinde
ne güzel....

ha bana
"e hadi Capona kardeeeeeş"
diyenlere

"hööööst bu dünyaya
bu ülkeye çocuk mu doğuruluuuur leeeeyn
hadin ordan"
diye çook kibar! tepkiler versem de
bir bebek haberi duyduğumda
içimde bir yer cızzz ederken
yüreğimden foşur foşur coşku kabarmasına engel olabiliyor muyum?

yok canııım ne mümkün
iflah olmaz bir Anne yim ben
hani imkanlar elverse 3 tane daha doğururdum dipdibe
net...

ha o zaman kokoşluk filan nooolurdu  
ne mi olurdu
peeh
soru mu bu yani
hayal olurdu hayaaaaallll..
nolcak başka...

lahana olurdum ben beee o kadar doğursam
hem de şööööyle en geniiiş konforlu yayvan olanından :)

neyse
olması mümkün olmayan konulardan söz etmek yok bugün...

2009'a dönelim yine...
gitmese miydi ki yaaaa
güzelmiş

bir başka candosta da ruh eşi getirdi bir tane...
tam da kesecekken bizim Hızır Acil aşkta mutluluğu yakalayacağına dair ümitlerini
hooop Fındık Kurdu geldi kuruldu hayatımıza
İyi ki geldiiii...

sevgili 2009 giderayak da güzel bir süpriz yapıp
Naac - Darren -Tan triosunu getirdi bize baştacımız misafirlerimiz olarak
-hoş misafir denemez kendilerine, hani ev ha biziiim, ha onların açısından bakınca hadiseye; ki öyle-
kendisine elele tutuşup veda edelim diye...
Ne iyi etti
Nasıl mutlu etti
Yazgüneşi - Büü - Capon triosunu

ve dünyanın eeeen toriş insanı ANNİŞi elbette....
o hayattaki en büyük birinci şansım benim
bak diyorum ama akıllı kadınım diye hep...
sen tut onca insandan olabilecek en mükemmelini seç kendine anne olarak da
öyle gel dünyaya
doğum anımda başlamışım ben kazanmaya beeee...
Yazgüneşi 1 - Hayat 0
....
canım annem yaaaaaaaaaaaaa

Evet
farkındayım
Caponumdan söz etmedim hiç...
onu anlatmaya kalkacak olsam
5 A4 sayfası doldururum ..
--en az--
O biiiiir zilli
O biiiiir patkina (ne demekse demek, kime ne Halla Hallaa)
O biiiir yaşama anlamı
O biiiiir gökkuşağı hayatımda
O biiiir odak....
O biiiir EVLAT...
Evlat......
ne güzel kelime
sıcacık
tek başına yüklendiği milyarlarca anlamla başka kelime sarfetmeye gerek bırakmıyor aslında...

Büü?
Büü hep var
Büü hep olacak...
Geç saatlere dek çalışsa da, toplantıdan kaçamayıp kızının gösterisini kaçırsa da, sus gelip iki kelime etmese de günlerce, uyu gelip uyusa da zaman zaman stresten evde olduğu müddetçe...
o hep var
bir güler
güneş doğar............

23 Aralık 2009 Çarşamba

Oğluşun Battaniyesi Bitti

İki candostumun bebek beklemekte olduklarını yazmıştım daha önce
Oğluşun battaniyesi bitti

Produced by Yazgüneşi :)))

Ben çok sevdim
Yok kendim yaptım diye değil
Her yaptığımı sevmiyorum
-hatta yaptıklarımı genelde sevmiyorum-
yumuş yumuş oldu
şimdi bebiş gelip de buna sarındımı
kokusu sinecek ya bu yumuşaklığa
ohhh mis valla




Hep Mutlu Olsun Hep Mutlu Kalsın İstediklerimden.....

Candostum
Ayrı anne babalardan doğma lakin çoğu özden öz abim
Sırdaşım
Dertdeşim
Fotoğrafçım (:))
Büücümün Mc Gayver'ı
Caponumun biricik dayısı
Her derdimizin devası
Canımın içi Hızır Acil'im

Nihayet yakaladı gerçek mutluluğu
Onun kadar
Onlar kadar mutluyum en az....
(maşallah)

Kendi gibi içinin güzelliği yüzünün güzelliğine yansıyan bir dost kattı yanına da getirdi hayatlarımıza
Hoşgetirdi

Yazgüneşi Nişanlı Çifte mutluluklar diler tüm kalbiyle..................

21 Aralık 2009 Pazartesi

Anasına Bak Kızını Al

Oldum olası sevmem poz vermeyi
tarzım değil
kameralar karşısında olmak hiç hoşlanmadığım bir durum
beceremem de zaten
bilmem öyle nasıl durulur
nasıl bakılır !!!!!


Kızım da bana çekmiş aynı
Armut dibine düşmüş
o da beceremiyo :P






:)))))))




 19 Aralık 2009 Cumartesi




Yer Levent Songur'un stüdyosu (tam stüdyo denemez aslında ama olsun bence öyle)




Capon Balığı


Yazgüneşi


Büü


Sevgili dostları Pelin Mısra - Hilal Doruk ikilileri ile


Pelinin ekürisi sevgili Elif






saygıyla takdimimdir efenim....














Ey hava Uğraşma Boşa depresyona sokamazsın bugün beni

Hayır şüpheye düşer oldum
Nedir yani, yağmur ormanlarına mı dönüşecek Ankara ufaktan
bundan bir 100 yıl sonra balta girmemiş ormanlar mı olacak burası
ne iş bu yağmur
- yok susuzluk berbat, şikayet ettiğim yok yağsın elbet de-
bu kadarı da
fazla mı ne
ıslak yaşıyo hissindeyim nicedir


ha yağmur ormanı diilse
kutuplara mı yaklaşıyo ki ülkemiz hafiften kaya kaya
yok sabahları sabah olmuyo da
o manada diyorum
e uyanamıyorum haliyle
kalk zili çalıyo
eee iyi güzel de
refleks olmuş, kaça kurduğumu bilsem dahi kolumdaki saate bakmadan kalkamıyorum
- noolmuş, var böyle abuk huylarım, olamaz mı?-
ama işte sorun şu
görmüyorum ki kolumdaki saati
ya evet hafiften bi körlük var gözde ve lensler gözbebeklerime oturmadan görüş menzili bayaaa bi düşük
de saatimi göze yapıştırdım mı görürüm normal şartlarda
sorun şartların normal olmayışı
sabah olmuyo sabaaaaaah
zifiri yer, gök, ortalık


ama
bugün
bu hava
beni depresyona sokamayaaaaaacaaaaaaaaaaaaak
boşuna uğraşıyo


niye peki
çünkü 21 Aralık bugün ;)


günler uzamaya başladıııııı
heyooooo
bahar geldi bana artık
kar yağmış, buz tutmuş
ne gam
Birer dakka mirer dakka
uzuyo ya
yeter
oh sefam olsun ......

Çağın Modern Annesi Olmanın Altın Kuralları

4.5 yaşına gelmesine 2 kalmış bir kızı olan bir anne olarak ben maalesef (!) "Çağın Modern Annesi" olamadım...

Ama yeni anne olmaya hazırlanan iki kadim dostumu da göz önüne alarak -sırf faydalansınlar diye, onlar bilir nasıl faydalanacağını ehe he- muhteşem gözlemciliğimle tesbit ettiğim çağdaş anneliğin altın kurallarını açıklamak istiyorum :)

Başlıyorum efenim:

* Öncelikle ilk iş çoğul konuşmaya alışmak; şöyle ki:
-Ay ilk dişimiz çıktııııı... (hay Allah biraz geç değil mi hanımefendi diş çıkarmak için?)
-Harika habeeer yürüdük biz... (aaa siz felçli falan mıydınız da çocukla beraber siz de yürüdünüz)
-Ah sormayın doktor abisiiii karnımız fena ağrıyo ( eee yannız ben pediatristim sadece çocuğa bakarım, siz bi dahiliyeciye ya da gastroentoloğa görünün isterseniz)
şeklinde
çağdaş anne oluncaksa her şey çocukla sıfırdan yapılacak
onun bir yeri ağrır ise sizin de ağrıyacak...

* Sonra babalar bir tarafa koyulacak ve çocuğa aşık olunacak.
Çocukla aşkım diye konuşulup, çocuk sık sık dudaklarından öpülecek. ve hatta bu işlem ne kadar modern anne olunduğunun kanıtı olması bakımından toplum içinde, alış-veriş merkezlerinde vs. mümkün olduğunca sık tekrarlanacak.

*ilk önce çocuk "ay düşersin", "Sakın tırmanma", "hiii oraya elleme" şeklinde pıstırılıp sonrasında "ay nedense kaba motor gelişimi geriiiii" diye üzülünüp; dağal hayatında, parkta, bahçede yapması gereken ama yapamadığı sürünme, emekleme, koşma, atlama, sıçrama hareketlerinin yaptırıldığı her köşesi sünger minderlerle kaplanmış manasız jimnastik salonlarına götürülüp "gururla nası da güzel yapıyooooo" diye izlenecek

* Ve elbette ki derhal bir  blog açılacak...
ismi de
ya çocuğun ismine itina ile eklenmiş -artık kız ya da erkek oluşuna göre- bir sıfattan oluşacak, ayşe böcük, karizmatik mustafa gibi,
ya çocuğun ismi doğadan falan alıntı ise misal damla; blog ismi hayattan Damlalar gibi... bir isim tamlaması ile süper ilgi çekici ve yaratıcı (!) bir hale dönüştürülecek
ya da muhteşem çağdaş annenin anneliğine bir atıf olacak blogun isminde; muhtekulade anne, bir annenin zırt dediği yer, bir kadın doğurduğunda.. vs. şeklinde
ve elbette bu bloga çocuğun yaptığı her şey itina ile kayıt edilecek ihmale mahal vermeden
bu tarz blog sahibi tüm anneler araştırılıp bulunup "blog kardeşliği"(!!) kurulacak

* Çocuk gık dese arayıp yıldırılacak bir pediatrist tayin edilecek, çocuk 12 ayı geçse de itinayla her ay bu pediatrist ziyaret edilecek, elde kulaktan ateş ölçer çocuğun bol bol ateşi ölçülecek, 37.5 ifadesi görülür görülmez cepten bu pediatrist aranacak ve bayıltana kadar sorular sorulacak

* sebze meyvenin organiği alınacak, hatta bu mevzuu gidip ekildikleri tarla, bağ, bahçenin incelenmesi boyutuna kadar abartılmak istenecek

* Çocuğun kreşe gidip gitmemesi, gidecekse hangi yaşta başlayacağı konusunda diğer çağdaş anneler, tanıdık , eş dost vs. içinde bir kamuoyu araştırması başlatılacak, kreşe gitmesi kararı oybiliği ile çıktığında -illa ki çıkacak- kapsamlı bir araştırma daha başlatılacak, eğitim sistemleri araştırılacak, kreşlerden randevular alınarak elde uzuun bir soru listesi ile kreşlerle görüşmeye gidilecek, bu görüşmeler sonrası gideceği kreşe karar verilecek

* çocuğa oyuncak alırken pedagogların önerdiği yaş dönemleri incelenecek, hangi yaşta ne ile oynaması gerektiği mutlak surette tesbit edilecek ve ona göre alış-veriş yapılacak

*

*

*

oyyyy daha çooook uzar bu liste deee..
dahasını yazmayı benim yüreğim kaldırmayacak mı ne
yok ı ıh kaldırmayacak hakkaten

Ben mi?
Ben son derece çağ dışı bir anneyim, zavallı şanssız kızım benim......
Evet 9 ay boyunca bizdik kızımla, haliyle içimdeydi, lakin doğurduğum an itibari ile O ve Ben olduk, Onun karnı ağrıyınca ben üzüldüm ama benim de karnım ağrımadığından "bizim karnımız ağrıyo " diyemedim, O diş çıkartırken ben halihazırda 32 tanesine de sahip olduğuımdan ağzımda (ya da öndişimdeki minik kırığı hesaba katarsak 31.8 ) "diş ÇıkarMADIK kızım diş çıkarDI...
Yürümeye başladığında - ki tembeldi kerata 14 aylıktı yürüdüğünde, hayret doktorunu da hiç aramadım yürümüyo diye :P- ben zaten yürüyordum yaklaşık 33 yıldır :), yürüMEDİK yani O yürüDÜ
(Tanrım ne bencilimmmmm......)

Aşkım olamadı kızım hiç, aşkımdan olan oldu hep, dudağından öpenler biz olmadık hiç, ilk aşkı olur umarım ilk öpüştüğü
(sevgi fakiri bi anneyim
Net !!!)

bizim capon saldım çayıra modeli büyüğünden 18 ay itibariyle kaydıraklara vs kendi başına tırmanıp kaydığından, her deliğe rahatça girip çıktığından ve düz duvara tırmandığından -zira kendisine bir kez bile yapamazsın, düşersin, tırmanamazsın, atlayamazsın denmediğinden- o gym li cümlü tuhaf mekanlara ayak basmışlığı olmadı hiç


blogum
var evet
ama adı Defne sabunu , defneli yahni filan diil
Yazgüneşi
kendi lakabım yani kendi kendime taktığım
(dedim ya çoook bencilim)
üstüne üstlük bu blogta sadece Defne yok, hayatım var herkes var her şey var -hoş diil-

12 aydan sonra aşısı varsa gitti pediatriste bizim Capon balığı, hasta olduğunda o konunun pediatrik uzmanına götürmeyi tercih ettim, daha doğru tesbitleri olduğu inancıyla
12 boyunca da hiç aramadım cepten doktorunu, ateşi 40 ları bulduğunda acile götürdüm cep telefonunun ucundaki doktorun bana ne hayrı olacak diye
(ilgisiz alakasız anneyim kesin)

organik sebze, meyve kovalamadım, eninde sonunda biz ne yiyorsak alışmak zorunda diye, kreşe gidip gitmemesi konu bile olmadı, mecburdu gitmeye, kurumumun kreşi vardı olurdu olmazdı krizi yaşandı ama olunca gerisi irdelenmedi zaten, oyuncak yaşı hiç olmadı caponumun gönlü ne zaman ne isterse onla oynadı
aaaa "bu yaşıMIZIN (:)) oyuncağı değil kızım gel almaYALIM (:p)" demedim hiç.

Görüldüğü üzere hiiiiiç iş yok ben de
Anne falan olmaz benden nck

üzülüyorum Capon balığıma
çağdışı bir annesi var çocuğumun
tüh
yazık
:P

18 Aralık 2009 Cuma

Aşk Nedir?(8 Şubat 2007'den kalma bir yazı)

Bilgisayarımı karıştırırken buldum
2007 yılının Şubatında yazmışım
yani yaklaşık iki sene önce
fikirlerimde bir değişiklik yok
hala aynı düşünüyorum
aynı yazı altına aynı imzayı hala atıyorum
takdimimdir.







Tam da aşkın en yoğun konuşulduğu 14 Şubat Aşıklar günü arifesinde ben kapılmış olduğum zamane çocukları aşkı yanlış tanıyacaklar fikrini daha bir çok düşünür oldum galiba.. Çünkü sokakta, lokantada, alışveriş merkezinde, parkta hangi anne babayı görsem bebeklerine çocuklarına “Aşkım” diye sesleniyorlar. Olur olmaz her yerde çok doğal bir biçimde onları dudaklarından öpüyorlar.







Defne doğmadan da bu durum bana biraz doğallık dışı görünüyordu ve çocuğu olan arkadaşlarımı eleştiriyordum. Onlar da bana “eh bir seninde olsun görürüz” diyorlardı. Defne doğdu ama durumda benim açımdan bir değişiklik olmadı. Defne’yi tarifi imkansız ölçülerde seviyorum bu tartışılmaz ama ona aşık mıyım? Hayır. Aşk farklı bir kavram; karşı cinse duyulan kuvvetli bir his ama insanın evladına duyduğu his kadar kuvvetli mi? Asla değil. Bence aşkın içinde cinsellik var, çılgınlık var, aklına eseni o anda yapmayı istemek var, gelecek hesapları yapmadan günün tadını çıkartmak var. Buna karşın evlat sevgisi bunların tamamen zıttı kanımca. Her şeyin de ötesi aşkın gözü kör! Oysa söz konusu çocuk olduğunda anne-babaların değil kör olmak; gözlerini iki değil dört açmış durumda olmaları tamamen bir gereklilik değil mi? Tabi burada kullanılan aşkın gözü kör benzetmesinin gerçek körlük olmadığını ve aşık olunca insanın karşısındakinin hiçbir hatasını görmediğini anlatan bir tabir olduğunu biliyorum. Bu açıdan bakınca evlat sevgisi ile örtüştüğü bir gerçek, yani kimse evladının hatalarını görmek istemez. Ama yine de bence aşk farklı bir olgu. Anne-babası tarafından sürekli aşkım diye çağrılan bir çocuk yaşı ilerleyip de gerçek aşk ile yüz yüze kaldığında ona ne diyecek?






Bu konuya ben takıntılıyım, o kadar da önemli değil diye düşünüp fazla da üstünde durmuyordum aslında. Ta ki Fatih Kalkınç’ın “Okul Evde Başlar” isimli kitabını okuyana kadar. Okurken gördüm ki bu konuda yalnız değilim, benim gibi düşünenler var. Fatih Kalkınç “çocuklarınıza aşkım, sevgilim demeyin, canım bir tanem, her şeyim vs. diyebilirsiniz ama onlar sizin aşkınız değil” diyor. Peki onlara aşkım demenin ne zararı var? Kavramların kafasında yanlış oturmasına sebep olabiliyormuş. Fatih Kalkınç bu konuyu çok uzatmayıp kısaca yazıp geçmişti ancak daha sonra bir dergide okuduğum ve ne yazık ki yazarının ismini hatırlayamadığım makalede konu daha sert eleştiriliyordu. Yazar yanılmıyorsam bir pedagogdu. Çocuklara ebeveynleri tarafından sürekli aşkım, sevgilim diye hitap edilmesinin onların cinsel kimliklerinin oturmasına zarar verme ihtimalinin büyük olduğundan söz ediliyordu yazıda. Basit bir aşkım veya sevgilim kelimesi bu derece ciddi ve büyütülecek bir şey midir yoksa bu yazı abartı mıdır kısmının yorumunu elbette yapamam. Bunu bir istatistiği yapılmış mıdır onu da bilmiyorum. Ama bana kalırsa riske girmeye değmez.






Ayrıca ben Defne’nin kafasında soyut kavramlar doğru yerleşsin istiyorum. Yaşı geldiği zaman aşkım kelimesini ona gerçekten aşık olan erkeğin dudaklarından duysun istiyorum. Bülent bana ilk sevgilim ya da aşkım dediğinde ne kadar heyecanlanıp mutlu olduğumu asla unutmuyorum. Bu hissi kızım da yaşasın bu kelimeler ev içinde her dakika duyup kulağının alışık olduğu kelimeler olsun istemiyorum. Kendisi kullanacağı zaman da gerçekten aşık olduğu erkeğe bu kelimelerle hitap etsin istiyorum... Belki ben eskiden kalma romantiklerdenim aşkın varlığına hala inananlardanım ama hiç şikayetçi değilim.






Belki çocuklarına aşkım, sevgilim diyen anne babalar benim bu yazıyı ukalalık etmek için yazdığımı düşünürler. Oysa öyle bir niyetim yok. Sadece benim kendime ait böyle bir bakış açım vardı ve okuduğum birkaç yazı bunu destekledi. Yoksa elbette herkes evladına istediği gibi hitap eder... Ben Capon balığı diyorum örneğin



8 Şubat 2007

17 Aralık 2009 Perşembe

Bilmece bildirmece

Tarih 16 Aralık 2009
Yer Düveroğlu
Capon- Nes - Büü triosu yemekteler
"Yerli Malı Haftası" dolayısıyla okulda öğrendiği bilmeceyi soruyor Capon Büü'ye

- Kırmızıdır rengimiz
İkiz kardeş gibiyiz
Sakın çekirdeğimizi yutma
Tak bizi kulağına"

Kendini yemeğine odaklamış olan Büü çok da dikkatli dinlemediğinden son olarak söylenmiş olan  "tak beni kulağına"yı duyar duymaz atlıyor
- Küpeeeee

Capon aşağılar bir gülümseme ile suratında diyor ki:
- Babaaaaaaaaaaaa çekirdeği var bunun, küpenin çekirdeği olur mu? Kirazz bu kiraaaaaaazzz

Sessizce muhabbeti dinlemekte olan Nes, bu noktada dayanamayıp giriyor araya

-Eh hadi bakalım Büü bu da kapak olsun sana
Dinlemez misin çocuğu cankulağıyla.....

16 Aralık 2009 Çarşamba

Servis bıcırları







Bizim Capon Balığı ve servis arkadaşı Zeyno
Akşamları eve dönüş yolunda itinayla illallah dedirtiyorlar diğer servis sakinlerine






her akşamki ritüel şu:
capon: Zeyneple diil senne oturcam annneeeeeeeeeeee
-istemediğinden değil, ağırdan satacak kendini nazlanacak ya-
zeyno: ben yannız oturmak istemiyorummmm defne yanıma gelsiiiin
-eninde sonunda gelip oturacağını bilmediğinden değil, ritüeli bozmayacak ya-


neyse zooor şer capon balığı ikna ediliiiir
yan yana oturur
önce sakız isterler törenle
nihayet başlarlar oynamaya
enteresan seçimler elbette
genelde yüksek ses içeren
-tartışılmaz-

ha biz annelerin payına düşen
-hiişt
-aaa yeter ama
-e sessiz oynayın dedik
-ama akşam akşam başı ağrıyo herkesin
-bağırmayın
-....
-...
-..
-.


25 aylıktı yuvaya başladığında capon
bir avuçtu
serviste büyüdü işte gide gele
maskotu oldu herkesin
13 yıllık iş geçmişim var kurumumda
10 sene birebir tanıyan dışında bilen yokken beni
3 yıldır herkes tanır oldu
adımla sanımla değil canıııım
ne haddime
Defne'nin annesiyim ben
Adımın ne önemi var :))


annelik pek güzel şey yahuuuu








dipnot: Evet daha iyiyim depresyonum bakımından
hayır lustrale başlamadım
sadece sabah 5 saniyeliğine güneş çıkmıştı gökte
ve ben denk gelip yürüdüm altında...
e buna da şükür


15 Aralık 2009 Salı

Depresif sayıklamalar

Beni bu havalar mahvetti
Bu ne yaaa...
Yok
Iııh olmuyo böyle
Bu kadar kapalı, bulutlu, güneşsiz, kasvetli,sisli, puslu havalar bana göre değil
Şaka maka yok
Ciddi ciddi depresyondayım ya
İnanmak zor geliyor kulağa
Kış geldi diye depresyona da girilir miymiş...
ee giriliyo işte
ne yapayım...
Ulu lustral taraflarına doğru usul usul seyirtsem mi dedim geçen gün Büü'yü, Capon'u yok yere haşladığımı farkedince
Hööst dedim
kendine gel
manyaksan al hapını otur aşağı
milletin günahı ne yahu


ya bi de
sabah uyandıran olmasa rahatlıkla 11'lere kadar uyuyan bir bünye
ne diye gece 01.30'dan önce yatağa girmeye kalktığında uyuyamaz?
bu yeni bi tür insomnia mı
"gece insomniası" ehe he
ay yoksa ciddi klinik vaka mıyım ki?
klinik ruh hastaları değil mi gece oturup öğlene kadar uyuyan?
yok
ben öğlene kadar uyumuyorum tabi ki
06 kalkış saatim
kalkış demeyelim de
telefon alarmının 06 da çalmasıyla 10 dakika 10 dakika ötelenerek 06.30 yapılan tarz bi kalkış
ama öyle ya da böyle
en geç 06:30 kalkış
hafta sonu uyuyorum uyursam
hafta sonu delisi miyim o zaman?
e mümkün...
hem akıllı olduğumu ne vakit iddia ettim ki ben


bi de
dokunmuyorum da o konuya
-zira dokunsam yaz yaz bitiremeyecek, abartılı sözler yazıp başımı belaya sokacağım-
bu ne gidişat yaa
nereye gidiyor ki bu ülke
yok
ııh
hayır
bulaşmayacağım
kendimi düşünüyorsam namerdim de
4 buçuk yaşına gelmek üzere olan bir kızım var benim
susuyorsam
onun için
ağzımın dilimin ayarı yok ya
o manada....


nessseeeeeeee
susiim bu mevzuu derin
derinden de öte


sataşacak yer arıyorum o net
hani boyu bir karış
siniri on karış sevimsiz ev köpekleri vardır ya
ota bota havlarlar
hayır kibrit olsaaa cürmü kadar yer yakacak
ama boyundan büyük sesi çıkar sinir sinir
hah işte o
ben yani
bugünlerde aynı onlar gibiyim
hani şöyle kendimden azıcık uzaklaşıp bi bakayım kendime dediğim vakitler
gözüme yansıyan bu
kendimi boğasım geliyor


ulu lustral konusunu ciddiye almak lazım böyle giderse
hiç de hoşlanmıyorum ya kendisinden
du bakalım
gün doğmadan neler doğar
yarın nasıl bir güne doğacağım yeniden yazgüneşi olarak görelim de bi kış kış


öfff
zaten her şeyin sebebi de o ya
kış yani
kış kış
(not birinci kış kovmak , kışalamak anlamındaki kış iken ikinci kış bildiğimiz o iiiirenç mevsimdir takdim ederim)


10 Aralık 2009 Perşembe

Kızım evlenmek istiyor!!



Kızım evlenmek istiyo....

Nasıı yani!!
Şöyle ki
Dün akşam oturdu Deniz kızı Ariel'i izledi
Çizgi film bitti, ben çalisma odasındayım, o salondan geldi yanıma usulca
Bir baktım ağlıyo
- kızııım ne oldu neden ağlıyorsun
- ben de Aliel gibi evlenmek istiyolum
(içini çeke çeke, gerçekten boncuk boncuk gözyaşı döküyor)
- ama canımın içi çocuklar evlenmez ki, Ariel kocaman abla dimi, sen de onun kadar ol evlenirsin, hem kimile evlenmek istiyorsun ki?
- beni kim beğenilse
(bunları derken sözcüklerin çoğu gözyaşıseliyle boğuluyor, boğazı düğümleniyor, o derece)
bastım kahkahayı, ona da bozuluyor, kıyamadım
- annem o ne demek, elbette bir çok erkek olacak seni beğenen -şimdiden var ya-  sen kafana uygun olanını seçip evleneceksin ama büyüdüğünde
- ama ama ama.....
(boncuk yaşlar....)

- ne olacak peki evlenince
- sonsuza kadal mutlu yaşıycaz
- yavrukuşum bu masallar var ya, yalan, esas tantana nikahtan sonra başlıyo, yok ööle evlenip de sonsuza kadar mutlu yaşamak diye bi şey
- ama ben pilens elic gibi yakışıklı biliyle evlenmek istiyoluuummm
(boncuk yaşlara devam)
Bu muhabbet yarım saati aşkın devam etti, sakinleştiremedim, anneannesi arandı, bir parti ona ağlandı, tam sakinleşir gibi oldu yatacak babası aradı bir parti de ona ağlandı. Büü telefonda kahkahaya boğuldu.
Bir kısmını alabildim kameraya sonlara doğru
Ama ciddi çok güldüm yaaa.
Evlenmek ne tam bilmiyor ki
Benim kızım aşık olmak istiyor işin gerçeği :)
Anası kılıklı :))
Aşksız yaşayamaz

Yandık ki ne yandıııık.....
Çooook aşk acısı yaşları ile ıslanacak omuzum sanırım

Zavallı anneciğiminkinin benimkilerle ıslandığı gibi

Eeeee doğum günün günü doğurur musun kızı
Böyle olur işte
buyur bakalım :)

Dip Not: Eklediğim fotoğraflar eski, lakin caponu gelinlikle görüntüleyim istedim bu konu başlığı altında :))

8 Aralık 2009 Salı

Şu Sıralar Okuduklarım

Oku geldi bu aralar

zaman zaman olur bana
birden bi kaptırırım kendimi
sayfalar arasına dalıp okurda okurum sömürür gibi

Son bir ay içerisinde okuduklarım

Aşka Şeytan Karışır - Hande Altaylı...
Şöyle diyor tanıtım yazısı:
Günahı yalnız günahkârlar mı işler? Kötülüğü sadece kötüler mi yapar? Ahlâksızlık sadece ahlâksızların mı tekelindedir? Yüzyıllardır aşkın insanoğluna yaptırdıkları için şeytan işi denilmiştir.


Sol yanımızda?

Omuzumuzda?

İçimizde? ..

Şeytan bunun neresinde!

Aşka şeytan karışır. Karışmamışsa o aşk değildir...
 
Edebi bir değer beklenecek olursa kitaptan, hayal kırıklığı olacaktır sonuç muhtemelen.
Ama ben beğendim
Çünkü çok gerçek, çok bizden
Bana olmaz dememek gerektiğini anımsatıyor insana, herkesin başına  her zaman her şeyin gelebileceğini, aşkın olmadık zamanlarda olmadık şekillere bürünebileceğini, takıntılı aşkın ne kadar can acıtabileceğini...
 
Maraz- Hande Altaylı
Yine aynı yazar,
Tanıtım yazısından:
 
Bazen hayatın sigortası atar; ışıklar söner ve her yer karanlığa gömülür. Sesler seslere, nefesler nefeslere karışır; doğrular yalana bulanır. Gözbebekleri büyür, gözbebekleri küçülür…



Maraz, hiç beklemediği bir anda kendi karanlığında kalan genç bir kadının, Aslı'nın hikâyesi. Aniden tuzla buz olan bir evlilik ve sonrasında büyük bir hızla tersine dönmeye başlayan dünya…

Yorumlar diğer kitapla neredeyse aynı benim açımdan.
Akıcı, bir çırpıda okunuveren, İşte gerçek hayat böyle bir şey dedirten türden.
Severek okudum, çabucak bitirdim, gelecekte neler bekliyor bizi kimbilir sorusunun beynimde yarattığı soru işaretlerini taşıyordum son sayfasını da okuyup kitabı kapatırken...

Bir Kadın Bir Erkek Düet ve Düello - Cengiz Özakıncı - Nilgün Belgün

Kitap hakkında:
Sözünü sakınmayan, yanılgılarını itiraf etmekten korkmayan, "Sevgililerimden bir orkestra kurabilirim," diyen dobra bir kadın ve dobra bir erkek... İkisi de sonuna dek açık sözlü, sansürsüz ve inatçı. İkisi de başkalarının ne diyeceğini hiç umursamıyor... İkisi de aşka aşık... İlk aşklarını 70'li yılların büyülü ortamında başkalarıyla yaşayan Nilgün Belgün ve Cengiz Özakıncı, günümüzde giderek yok olan aşkı kurtarmak üzere, 'Aşk, yeniden' dediler ve elele verip aşkın, sevginin ve dostluğun kitabını yazdılar birlikte...

Bir gecede okudum. Sürükleyici, aynı olaylara bir kadın bakış açısı, bir de erkek bakış açısı katılarak hazırlanmış bir kitap. Aşk kavramının eskisine kıyasla ne büyük değişime uğradığını irdeleyen kültürlü iki insan.
Ve onlarla kesinlikle aynı fikirde olduğumu fark ettirerek artık hakikaten genç olmadığımın ayırdına bir kez daha varmamı sağlayarak azıcık da içimi acıtan bir kitap


Tek ve Tekbaşına Türkan - Ayşe Kuılin

Ayşe Kulin diyor ki:
Bir ülkeden cüzamı kovdu. Türk, Kürt, Süryani demeden, kırsalın evlere hapsedilmiş kızlarına kapıları araladı, ışık tuttu yollarına. Hırpaladılar, yerden yere vurdular, ne gâvurluğu kaldı ne Kürtçülüğü, ne komünistliği. Ömrünün son döneminde de darbeci yerine kondu. Umurunda bile olmadı. Çünkü o sadece yüreği insan sevgisiyle dolu bir hekimdi. Hayatı boyunca tek isteği, iyi ve dürüst bir insan olmaktı.

Anlatılanlardan, bölük pörçük okuduklarımdan zaten hayrandım Türkan Saylan'a. Ayşe Kulin'in romanını okuyunca ise söyleyecek söz bulamaz oldum....
Bu kitapta bahsi geçen Halime'nin hikayesi bile yeter Türkan Hoca'nın önünde yerlere kadar eğilmeye, ki ne Halimeler var onun hayatında daha
Çok bir şey söylemek istemiyorum aslında
Herkes okumalı bence diyorum sadece....
Rahat uyu Türkan Hoca da demiyorum
Çünkü
En ufak bir şüphem yok onun cennette -eğer var ise cennet denen bir yer- huşu içinde olduğundan...


Mavi Defter - James A. Levine

Kitabın arka kapağından:
YAŞADIĞI GERÇEKLİĞİ AŞMAK İÇİN YAZIYI VE HAYAL GÜCÜNÜ KULLANAN GENÇ BİR KIZIN HAFIZALARDAN KOLAY SİLİNMEYECEK, HAYRET VERİCİ ÇIRPINIŞ ÖYKÜSÜ


Onunki muhteşem bir hayal gücüyle çocukluk acılarından kurtulma mücadelesiydi. Mavi Defter Hindistan'ın kırsal bölgelerinden birinde, dokuz yaşındayken babası tarafından seks kölesi olarak satılmış, yaşıtlarına göre son derece olgun on beş yaşındaki Batuk'un hayata tutunma çabasını anlatıyor. Batuk fuhuş caddesinde acılarla dolu yaşamını sürerken bir kalem bulmayı başarır ve düşüncelerini kendine özgü tarzıyla bir günlüğe aktarmaya başlar. Ve asla göz ardı edemeyeceğimiz küresel bir sorunu ancak birkaç yazarın kalemini oynatmaya cesaret edebileceği biçimde anlatan Mavi Defter gibi bir eser çıkar ortaya.

Tüylerim diken diken olarak, zaman zaman kusacak raddeye gelerek okudum. Herkesin algıladığı anlanmda feminist değilim (feministim ama allıca olanından, bu da ayrı ve uzun bir post konusu aslında) ama hani insanın erkek ırkından nefret edip o iflah olmaz azılı feministlerden olası geliyor bu yazılanları okurken. "Nasıl yani yaa" diye defalarca sordum okurken... Sözün bittiği anlar vardır ya bazen. Bu kitap o anları yaşattı bana... Bittiğinde yüreğimde kolay silinmeyecek bir tiksinti bırakarak yerleşti kütüphanemdeki rafına....