10 Mart 2017 Cuma

Davetsiz Misafirle Mavi Kedi

Kimsenin bilmediği paralel evrenimde
Bir konuğum vardı bugün
şşşşşşşş kimse duymasın...

Birlikte lale soğanı gömdük
kumlu toprağıma
Malum mevsim bahar..
Pek çelimsizdi
konuğum
Bir hayli de beceriksiz...
Pek bitkin düştü
kazarken toprağı
Sinir oldum
Belli ettim..
Edilmez oysa...
konuklara
Görgü kuralı!
annemin ilk öğrettiklerinden...
Dudağı büküldü
üzüldüm...
Onu ağaç evime götürdüm
-ki daha önce
kimseyi götürmemiştim...
Mavi kedimi okşamasına izin bile verdim
-ki daha önce
kimseye göstermemiştim...
Mavi kedim purrrrladı
konuk uykuya daldı
Kediye de kızdım
Kıyıp uyandıramadım
sinir oldum, belli etmedim
etsem de anlamazdı
-uyuyordu-
Uyandığında;
karanlık çökmüş
gün geceye dönmüştü
-Hadi artık- dedim
yolladım
Arkasından el sallamadım
Bir daha da gelmez bence
Pek dostça davranmadım
Paralel evrenimde bugün
Davetsiz misafirle mavi kedi
bir olup
beni sinir etti
Sonra?
Sonra gerçekliğime döndüm
mavi kediye yeteri kadar mama ve su bırakmıştım...



9 Mart 2017 Perşembe

Çelınç'ta 20. Gün ( 20. Hayat sana ne öğretti?)

vay be öyleydi böyleydi derken devirdik 20 günü ya la şaka maka..
zaman hızlı netekim...

son günün sorusu fena..
oy oy oyyyy

HAYAT SANA NE ÖĞRETTİ...

çok uzun bunun cevabı.. ve ne kadar yazarsa yazsın insan yine de eksik bir şeyler kalacaktır mutlaka..


yaşıyorsan ne kadar eğilip bükülsen, kırılıp dökülsen de yeniden kalkıp dik durabilmek gerektiğini öğrendim

"öldürmeyen her darbenin insanı daha da güçlendirdiği"ni öğrendim

ailenin nerdeyse her şey demek olduğunu, fırtına anlarında herkes savrulurken insanın elinde avucunda kalanın sadece ailesi olacağını öğrendim

hiç bir aşkın sonsuza dek süremeyeceğini ama yerini çok daha farklı ve vazgeçilemez güzellikle bağlara bırakabileceğini öğrendim

insanın sahip olduğu en büyük servetin sağlığı olduğunu öğrendim

annelik denen duygunun hayatta hiç bir şeye değişilemez ulvilikte acayip bir his olduğunu öğrendim

Her insanın saf iyi ya da saf kötü olamayacağını, her iyilikte biraz kötülük, her kötülükte biraz iyilik olduğunu öğrendim..

eski dostlukların her zaman çok kıymetli olduğunu öğrendim

sen birisini çok seviyorsun diye o birisinin de seni sevemeyeceğini öğrendim, aynı şekilde birisi beni çok seviyor diye benim de onu sevmem gerekmediğini

insanların her zaman ben kadar duyarlı olamayacağını, hatta bir çoğunun karşısındakini incitmekten zevk alabildiğini öğrendim

Bazı insanların çok güzel rol yapabildiğini hatta yalan söylemez zannettiğim gözlerin bile açık açık yalan bakabildiğini öğrendim

seyahat etmenin, yeni yerler yeni kültürler keşfetmenin insan ruhuna iyi geldiğini öğrendim

"Özür dilerim" "seni seviyorum" "lütfen" sözlerini kullanmanın insanlara çok zor geldiğini öğrendim

karşımdakini dikkatle dinleyebilmenin önemini öğrendim

bana zarar veren insanları hayatımda tutmanın anlamsızlığını öğrendim

sen bir şeyden ne kadar kaçarsan kaç akacak kanın damarda durmadığını öğrendim...

en unutulmaz denen şeylerin unutulduğunu, en geçmez zannedilen acıların geçtiğini öğrendim

bazı zamanlarda hayır diyebilmek gerektiğini öğrendim


o kadar çok ki yaşadığım süre zarfınca öğrendiklerim...
hayat oturup bir başöğretmen kıvamı ile anlatıp öğretmedi esasen bunları, o akıp giderken yaşadıkça ben bizzat kendi kendime öğrendim bunları elbette..

ama öğrendiğim en en en en önemli şeyi en sona sakladım... zilyon şey arasında bunu tek geçerim ki:

ASLA ASLA DEMEMEYİ ÖĞRENDİM....

-----------------------


eveeeet..
koca bir çelınç maratonunun sonuna son derce istikrarlı ve disipli bir şekilde ulaşmış oldum..
Sevgili "ilham kedisi"ne bu çelınç için teşekkür eder. bir sonraki yazıma kadar herkese sevgi ve selamlar sunarım efenimm...

bu çelınça uygun bir fotoğraf bulamadım..
ama fotoğrafsız post da sevmiyorum...

hep rengarenk olsun hayatımız dileğiyle
rengarenk bir fotoğraf bırakayım buraya öyleyse..




8 Mart 2017 Çarşamba

çelınç'ta 19. gün (19. Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?)

sondan bir..

hadi bakalım
yazalım neler yazacez..

MANZARASIZ MÜTHİŞ BİR DAİRE Mİ, MANZARALI TEK ODALI BİR DAİRE Mİ?

cevap veriyorum

manzaralı müthiş bir daire..

ehehehe..

şimdi bu soruyu bir aile olduğumuz gerçeği ile beraber yanıtlamaya kalkıştığımda zaten tek odalı daire manzarası üst düzey şahaneli olsa da direk olarak kendisini imha ediyor. Böylelikle manzarasız da olsa hepimizin rahatça sığabileceği daireyi seçmem gerekiyor..

ama yok
yalnız yaşadığını, bir ailen olmadığını varsayarak cevapla soruyu der iseniz..
o zaman manzaralı tek odalı daireyi tercih ederim.
çünkü
aşırı bir eşya düşkünlüğüm yoktur, sıcak ufak yerleri tercih ederim, ev işi yapmaktan nefret ederim ve büyük evlerin çok işi olur.
ayrıca çok ev insanı da sayılmam genelde hıldır hıldır sokaklarda gezinmeyi daha çok severim


manzara olacaksa da şöyle bi şey olsun tabi.. ;)


7 Mart 2017 Salı

çelınç'ta 18. gün (18. Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?)

Bu soru çok şahane.. ehehe..
tam benlik..

HANGİSİ DAHA OLASI; CADI, VAMPİR, KURT ADAM? VE TABİİ Kİ NEDEN?

Elbette ki CADI
nedeni ise çok basir

-ben-

evet evet ben..

ben bir cadıyım :D

evde kimsenin bilmediği gizli bir odam var, odanın duvarları hep rafa raf
ve o raflardaki kavanozlarımda neler neler yok ki..
kimselere çaktırmadan çayırdan çimenden oradan buradan şuradan topladığım envai çeşit madde..

adamotu, ebegümeci, oğul otu, fesleğen, defne, süsen, adaçatı, kekik, hindiba, altınbaşak, aslanağzı, hanımeli, baldıran, kedinanesi, sardunya, şerbetçi otu, nergis, ökseotu, meşe, gelincik, sümbül, maydanoz, çuha, üvez, melekotu, yüksükotu, çobanpüskülü, yonca, yosun, müge.....
vs vs vs
ayrıca
kurbağa bacağı, fare kuyruğu, solucan kurusu, güvercin boku, serçe bacağı, karga tüyü, yarasa kanadı....
vs vs vs

hepsi özenle alfabetik sırayla etiketlenmiş bir örnek kavanozlarda raflara dizilmiş..

ve elbette kapkara bir kazanım var...
kocaman.
gizli odamın orta yerinde..

altında odun yakamıyorum maalesef.. dumanı yok etmek için çok zahmetli büyüler lazım..
teknoloji diye bir şey var canım
elektrikli bir ocağım var kazanımın altında. düğmesine basınca yanıveriyor..
pek zahmetsiz...

ha elbette odamın kapısının yanına dayalı duran bir de süpürgem var.
doğru bildiniz
uçabiliyor...
sık kullanamıyorum.. malum insanlar pek de alışkın değil gökyüzünde bir cadı görmeye..
ama çok acil durumlar için bakımlarını yapıp, bulunduruyorum baş köşede.. ne olur ne olmaz diye..

ve bir de kristal küre...
kim nerde ne zaman kiminle ne işler çeviriyor görüp gerekli müdahalelerimi yapabileyim diye....

demiştim bu çelınç ne kadar gizli saklı bilgi varsa döküp saçacak orta yere diye...

okus
pokus
dipli dokus
o halde...

fotoğraf: otoportre

6 Mart 2017 Pazartesi

çelınç'ta 17. gün (17. Annenden ve babandan ne öğrendin?)

Çelıncın ağır topu bu soru bence..
ohooo gerçekten layıkıyla yanıtlamaya kalkışılsa sayfalar sürer yazması anlatması...

ANNENDEN VE BABANDAN NE ÖĞRENDİN?

Beni ben yapan ne varsa onlardan öğrendim ben.. Her evlada kendi ailesi şahane gelir elbette ama benimkiler gerçekten şahane :)

dürüst olmayı
saygıyı
sevgiyi
hırsızlığın, hak yemenin ne denli kötü bir şey olduğunu
hayat ne kadar sarsarsa sarssın yaşıyorsak ayakta kalabilmek gerektiğini
insanların canını fiziken ya da ruhen yakmamak gerektiğini
kitap okuma sevgisini
bilgi olmadan fikir olamayacağını
tasarruflu olmayı,
doğayı sevip korumayı
hayvan sevgisini, aç-susuz hayvanları besleyip sularını eksik etmemeyi
sanata değer vermeyi
insan ayırt etmemeyi, hiç kimseyi hor görmemeyi
sorumluluk sahibi olmayı
sorumluluğunu aldığım işi adaamakıllı yapmayı, baştan savmamayı
insanlara zarar verecek dedikodular yapmamayı
ispiyonculuğun berbat bir şey olduğunu

daha bu ve buna benzer yığınla iyi şeyi onlardan öğrendim ben..

annemden ek olarak daha başka şeyler de öğrendim

en mühimi, nasıl iyi bir anne olunması gerektiğini; hiç bir zaman onun kadar iyi bir anne olamasam da annişim şahane bir rol modeldi bu konuda

ayrıca

örgü örmeyi, dikiş dikmeyi, nakış işlemeyi
yemek, ütü, temizlik vs gibi bütün ev işlerini
evlilik hayatında kocamla tartışsak bile kimseye anlatmadan sorunu ev içinde çözmeyi
bana zarar veren insanlara verilecek en iyi cezanın onları tamamen yok saymak olduğunu
dünyanın en müthiş ağrı kesicisinin anne öpücüğü olduğunu
annelerin her zaman evlatlarının içinden geçenleri sezebildiğini..

...
..
.

yaz yaz bitmez ki...

Huzurla uyusun canım babam
daha çoook uzun yıllar sağlıklı yaşasın canım annem..

beni var eden
sonrasında hayatıma anlam katan iki şahane insan..
canımın parçaları...






5 Mart 2017 Pazar

çelınç'ta 16. gün (16. Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?)

Ayy bugünün sorusu romantik...

KENDİNİ ÇOK DEĞERLİ HİSSETTİĞİN BİR AN VAR MI?

Olmaz mıııı..
herkesin vardır..

mezuniyet günleri, ailemin ve sevgili dostlarımın sürprizler yaptıkları özel günler, çok ilgilendiğim bazı adamların sevgilisi olmamı istediği günler, yazdıklarımın sanal dergi-gazeteler ve matbuu dergide ilk yayımlandığı günler falan filan gibi bir sürü gün sayılabilir elbette...

ama ben en önemli ve hayatımın dönüm noktası olan iki tanesini ve ek olarak bana her defasında kendimi çok değerli hissettiren bir rutini yazacağım..


-Büü'nün bana evlenme teklif ettiği 14 Şubat 2001 akşamı..
Çok sevdiğim üzgün suratlı peluş köpeklerden alıp karnına yüzük kutusunu bağlamış ve bir mektup eşliğinde vermişti :)
hem de ben çok seviyorum diye icikli bicikli karikatürlerle süslemişti mektubu ...
hatırlatırım ki o yıllarda şimdiki gibi showa yönelik atraktif evlenme teklifi terellelileri moda değildi .. ;)

-Defnoş'a hamile olduğumu öğrendikten sonra onu doğurana dek geçen 9 ay
Herkes üzerime titriyor, bir dediğim iki edilmiyordu. Kendimi prenses zannetmeye başlamıştım... elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmadı annem, babam ve Büü o 9 ay boyunca.. Karnımda bebek var der oradan kalkıp oraya devrilir, kurum kurum kurulur, kasım kasım kasılırdım..
O zamanki amirlerim de kulakları çınlasın çok sevgili Bülent Bozkurt ve Hamit Çalışkan hiç yormadı, hiç üzmedi, hakkım olandan fazla izinler vererek şımarttılar beni.. Ve elbette canım Edoşum ve Aygukcuğum.... Üst düzey şımartıldım...
9 aydan fazla sürse ben dünyanın merkezindeyim ve dünya benim sayemde dönüyor falan zannetmeye başlayabilirdim bence..



Ama tabi sonra capon balığı doğdu ve ben anında unutuldum... Doğumdan çıkışımda beni heyecanla bekleyen sadece annemdi.. Geri kalan herkes bebişin başındaydı... Bir anda bütün havam tavam sönmüş 2. sınıf vatandaş oluvermiştim.. Lâkin umurumda mıydı? Aslaaaaa... O bebek kokusu var yaaa.... Mmmmmmmmm <3 p="">elbette kızımı doğum günüm günü doğurmayı başarabilmem de ayrı bir hediyeydi bana.. alınabilecek en nefis hediyeyi doğa ana armağan etmişti bana.. daha ne isterdim ki...

ve bahsettiğim rutin
caponumun hiç beklemediğim zamanlarda bana yaptığı süprizleri bulduğum her an..
Örneğin gece yatmadan hazırlayıp sinsice yorganı kaldırıp yastığıma koyduğu minik mektuplar gibi....
Annelik zaten dünyanın en değerli hediyesi.....



4 Mart 2017 Cumartesi

çelınç'ta 15. gün (15. Almış olduğun en saçma teklif?)

resmen bitiriyoruz yahu..
oysa çok alışmıştım ben her gün yazmaya.. Özlemişim blogger olayı gerçekten de çok.
Umarım çelınç sonrası da devam ettirebilirim bu istikrarımı..
bugün ne varmış bakalımmm

ALMIŞ OLDUĞUN EN SAÇMA TEKLİF...

sanal alem furyası alıp başını gitmeden önceleri yani hepimiz birer sosyal medya bağımlısı olmazdan evvel; pek de öyle saçma tekliflerle karşılaşmazdım..

Bir defa Kızılay'da yürürken delikanlının birisi yanaşıp sevgilim olur musun? demişti.. Karşılaştığım en saçma durum odur sanırım.. Laf atmalar sataşmalar, beraber yürüyelim, eşlik edeyim vs hep olur da böyle dangadanak teklif olarak gelen bir onu anımsıyorum..

Esas trajedi sosyal medyadan sonra başladı..
uhuhuhuuuuuu
facebook ya da instagram mesaj kutuma zaman zaman düşen teklifleri bir görseniz...
Bazen sesli gülüyorum.. Bildiğiniz kahkaha atıyorum..

Aslında acınacak bir durum onlarınki.. Yazık.. yalnızlık, medeni cesaret eksikliği vs artık hangi noktalara ulaşmışsa, hiç tanımadıkları insanlardan böyle medet umuyorlar...
Üzülmüyor da değilim bir taraftan..

bunların çoğunu ben fark etmiyorum bile, üzerinden iki sene üç sene geçiyor temizlemek için bir açıyorum
ne saçmalıklar :D

hep engelleyip silip atıyorum haliyle
bunları afişe etmek lazım aslında adıyla sanıyla..

O diil de.. Bahar aylarına girdik ya teorik olarak..
elbette ankaraya öyle kolay kolay gelemeyecektir her zamanki gibi..
mart canımıza okur daha buz gibi geçer falan..
ama fikri bile güzel.. bilen bilir ben ilkbaharı sevmem, polen alerjim yüzünden; lâkin doğanın uyanışını izlemek her zaman bir zevk..
tartışılmaz...